Binlerce bina yıkılmış veya ağır hasar almış, çok sayıda insan barınma, güvenlik ve temel ihtiyaçlar açısından zor durumda kalmıştır. Depremin üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen özellikle barınma ihtiyacının karşılanmasında gecikmeler olmuş, birçok depremzede uzun süre çadır ve konteynerlerde yaşamaya mecbur kalmıştır. Hasar tespit çalışmalarının yavaş ilerlemesi ve bazı binaların yanlış değerlendirilmesi, vatandaşların devlete olan güvenini olumsuz etkilemiştir. Ayrıca bu süreçte hizmetlerin aksaması depremzedelerin yaşadığı travmanın derinleşmesine neden olmuştur. Geçen onca zamana kadar şehir hala normalleşemedi. Sorunlar dağ gibi büyüyüp giderken iktidar ve atadıkları ile şov derdinde. Büyük şovlarla teslim edilen konutların sorunları bir yana dursun bir kısmı da anahtarını teslim aldığı konutuna bile giremedi. Teslim edilen bazı konutlarda yapı kalitesi, altyapı ve ulaşım gibi konularda sorunlar ortaya çıkmıştır. Yeni yerleşim alanlarında okul, sağlık ocağı ve sosyal alan eksiklikleri, günlük yaşamı zorlaştırmıştır. Bunun yanında şehir merkezinin uzun süre kullanılamaz halde kalması, ticaretin durmasına ve esnafın ekonomik sıkıntılar yaşamasına yol açmıştır. Bu durum, Malatya’dan başka illere göçü artırmıştır.

Artan yaşam maliyetleri ve kiralar insanların yaşamını alt üst etti ve etmeye devam ediyor. Sayın bakan oturduğu yerden Malatya’da 5-6-7 binlere daire var demiş. İnsan biraz utanır bu cümleyi kurarken. Malatya’da ailelerin oturabileceği konumlardaki kiralar belli. Malatya’da ulaşım ücretleri ve ulaşım koşulları ortada iken bu cümleyi son kurması gereken kişi olan bakan Kurum kurmuş.

99 depreminden beri aldıkları deprem vergilerini deprem için harcamış olsalardı belki bu ölümlerin büyük bir bölümü yaşanmayacaktı. Vergiyi alıyorsan, hizmet vermek zorundalar. Bu devlet olmanın temelinde olan bir şey. İktidar lütuf değil, işini yapıyor ve yapmak zorunda. Ancak yapılan hizmetler Malatyalılara ödetiliyor, konutlar bile boş senetler karşılığı vatandaşlara lütuf gibi sunuyor.

Deprem öncesinde de, deprem sonrasında da pek değişen bir şey olmadı. Kendi cehaletimizde nasıl boğulduğumuzu bir kez daha hatırladık. Deprem zamanın da milletin ödediği vergilerle maaş alıp, kendini milletin değil partinin memuru sananların, Malatyalıların en ihtiyaç duyduğu dönemde bin bir zorluklarla kurulup, günde on binlerce yemek veren bir aş evini kapatmaya çalıştığını, eski bir STK başkanının deprem zamanında muhalefet partilerine nasıl provokatörlük yaptığını, bazı kendini bilmez seçilmişlerinde partizanlık yaptığını utanarak gördük. Bununla birlikte afet durumunda hiçbir koordinasyonu sağlayamayan, sağlamaktan aciz kurumlarımızı da.

Yerle bir olmuş şehri yeniden imar etmesi gerekenlerin nasıl niteliksiz işler yapıp adeta ucube yapılarla şehri yok ettiğini de hep birlikte şahit olduk.

Sorunları çözmek yerine sümen altı etmeyi, ortak akıl ile şehri yönetmek yerine küçük bir azınlıkla ben yaptım oldu zihniyeti ile yönettikleri şehri adeta bir ucubeye çevirdiklerini de utanarak gördük

Onlarca yağma oldu, yargılanan tek bir kişi oldu mu tüm halk merak ediyor. Şayet yargılama olmadı ise bu daha vahim, Allah göstermesin bir daha böyle bir durum olacak olursa vakaların yüzlerce kat artmasına sebep olacaktır. Depremde yaşanan yıkımlardan yargılanan oldu mu onu da merak ediyor bu millet. Yoksa yine suçlu vatandaş mı oldu. Daha üç beş yıllık binalar bile kâğıt gibi yıkılırken tek sorumlu bulunamadı ise o çok daha vahim. Tabi bir de işin imar barışı boyutu var. Acaba imar barışı ile yasallaştırılan binalardan yıkılan var mı var ise kaçı yıkıldı?

Memleketi öyle bir hale getirdiler ki adeta ayaklarla baş yönetme yarışına girdiler. Bu yarışta en büyük zararı Malatya gördü. İş bilmez idareciler ve parti ve dernek binasından atadıkları vasıfsız kitleler ile Malatya’ya hizmet yerine partilerine ve kendi ikballeri için elzem gördükleri kişilere hizmet ettiler.

Tabi bir de her durumu fırsata çeviren fırsatçılarımız vardı. Onlar depremi bir lütuf olarak gören iktidar üyelerimiz. Milletin çocukları KPSS sınavlarına yıllarca çalışıp bir yerlere gelmeye çalışırken, onların depremi fırsata çevirip bu karmaşada kamu kurumlarına kimleri, hangi şartlarla yerleştirdiklerini de millet merak ediyor. Şayet öyle bir şey yok ise çıkıp onu da açıklamalıdırlar

Gece gündüz her fırsatta ahlak, din, hak, hukuk satan siyasetçilerimizin ve idarecilerimizin bu mesele ilgili halka bir açıklama borcu vardır.

Seçim meydanlarda Ömer’in adaletini anlatanların Turist Ömer olduğuna inanmak istemiyoruz. Koskoca yerli, milli, dindar iktidarımızın güzide siyasetçileri herhalde birilerinin hakkını hukukunu kendi yandaşlarına peşkeş çekecek kadar küçülmemişlerdir.

Bugün başkalarının hakkı yenirken sırf belki bir fayda sağlarım diye görmezden gelenler unutmasınlar ki bu çürümüşlük herkese sirayet edecek

Geldiğimiz noktada maalesef ne kurumlar ne de halk olarak hiçbir ders almadığımız ortadadır. Öncelikle tüm hemşerilerimiz şunu bilmelidir ki iktidar babasından kalan mirasla bir şeyler yapmıyor. Yıllardır aldığımız nefesten bile vergi alanlar bizim verdiğimiz vergilerle tüm hizmetleri yapıyor ve yapmak zorundadır.

Yaşanan ihmaller sonucunda ölen öldüğü ile kaldı maalesef…. Yönetme makamında olanlar meydanlarda sızlamaktan suçlu bulamadılar. Anlaşılan o ki yine suçlu vatandaş oldu. İnşallah bir bu yaşananlardan hep birlikte ders alırız da bir daha bu yaşananlar yaşanmaz…

Saygılarımla

Saadet Partisi Doğanşehir İlçe Başkanı

İbrahim Halil Aksoy

[email protected]