Gelir garantilerinin sefahati

  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
Gelir garantilerinin sefahati
Uzunca bir süredir, ağırlıklı olarak Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) projelerindeki riskleri yazıyorum.

Bu risklerin en büyüğü verilen garantilerdir. Garantilerin en önemlisi görevli şirketlere verilen gelir garantileri ve bankalara verilen borç üstlenim taahhütleridir.

KÖİ sözleşmelerinde verilen garantilerin yönetimi tehlikeli riskler içermektedir. Bu nedenle bu garantilerin finansal risklerinin çok iyi analiz edilmesi gerekmektedir.

Bu analizlerde, garantilerin mili bütçe ve hizmet kullanıcıları üzerindeki finansal yükleri gerçekçi biçimde hesaplanmalıdır. Bu gelir garantilerinin ödenebilirliği test edilmelidir.

Değerli okur, Türkiye’de bu analizlerin iyi yapılmadığını biliyoruz.

Nereden mi biliyoruz?

Hem resmi raporlardan hem de uluslararası çalışmalardan. (Bir ara huzurlarınıza bunları da getiririm).
Gelin şimdilik bir yerlerden başlayalım.

KISA BİR TARİHÇE

Bugünlerde sıkça konuştuğumuz Yap-İşlet-Devret (YİD) yönteminin ve gelir garantilerinin mucidi Cumhurbaşkanı Turgut Özal’dır.

Özal’ın 1984 yılında çıkarttığı 3096 sayılı Kanun ile yerli ve yabancı şirketlerin elektrik üretimi, iletimi, dağıtımı ve ticareti ile görevlendirilmesine ilişkin usuller düzenlendi.

Kanunda, YİD yöntemiyle yeni tesislerin yapılması öngörüldü. Ayrıca, mevcut kamu tesislerinin işletme haklarının devredilmesine (İHD) karar verildi.

Yap-İşlet (Yİ) yöntemiyle termik santrallerin yapılmasını öngören 4283 sayılı Kanun ise 1997 yılında Anavatan Partisi, Demokratik Sol Parti ve Demokratik Türkiye Partisi (ANASOL-D) koalisyon hükümetince yürürlüğe sokuldu.

YİD ve Yİ yöntemleriyle yapılan elektrik santrallerinde de cömert gelir garantileri verildi. (Bu garantilerin boyutunu asla öğrenemedik. Yetkililer, KÖİ sözleşmelerinde şeffaflığı o zaman da sevmiyorlardı. Şimdi de!).

Yetmedi.

BOTAŞ doğalgaz çevrim santrallerine doğal gaz tedariki garantisi verdi.

AK Parti hükümetlerinin ulaştırma sektöründe sıkça kullandığı 3996 sayılı genel YİD Kanunu, 1994 yılında Doğru Yol Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisinin (CHP) selefi olan Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) koalisyon hükümeti tarafından çıkartıldı. (Neymiş? CHP zihniyeti de YİD yöntemini yıllar öncesinden biliyormuş ve kullanmış).

Bu Kanuna göre SHP’li Kocaeli Belediyesi 1990’lı yıllarda Yuvacık Barajını yaptı. Bu proje kapsamında Hazine tüketemediğimiz su için görevli şirkete 2 milyar dolar gelir garantisi ödedi.

(Doğruya doğru. 1990’lı yıllardaki projelerdeki asgari gelir garantileri AK Parti dönemindeki verilen gelir garantilerinin yanında çok masum kalır. Gerekçemi ileride söyleyeceğim. Biraz sabredin lütfen).
2001 krizindeki kur şoku nedeniyle döviz bazlı gelir garantilerinin TL karşılıkları devasa boyutlara ulaştı. Bu da milli bütçeye ciddi bir finansman yükü getirdi. Bu nedenle, yeni projelerdeki döviz bazlı gelir garantisi uygulamasına son verildi. (Hakkını verelim. O vakit döviz bazlı gelir garantilerinin sonlandırılmasında IMF de çok etkili oldu).

Bu süreçte, bütçeye gelir yaratmak adına sadece mevcut tesislerin işletme hakları devredildi.

Ne zamana kadar?

2007-2008 KÜRESEL FİNANSAL KRİZİ

2007 yılında yaşanan küresel krizi biliyorsunuz. Gelişmiş ülkelerin merkez bankaları, krizde zorda kalan şirketleri kurtarmak amacıyla çuvallar dolusu para bastı. Bu paralar Türkiye dâhil gelişen ülkelere de geldi.

Sermaye girişlerinin gelişen ülke ekonomileri üzerinde iki önemli etkisi oldu. Birincisi bu ülkelerde dış kredi temini kolaylaştı. İkincisi de gelişen ülkelere yönelik döviz arzı yerel paraları değerli hale getirdi.
Bu gelişmeler, Türkiye’de KÖİ projeleri için bir fırsat olarak görüldü.

Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı verilerine göre 1991-2021 arasında 157,4 milyar dolar tutarında KÖİ sözleşmesi imzalandı.

Bunun 77 milyar doları İHD ve 80 milyarı da yeni yatırımdır.

İHD’lerin % 86’sı ve yeni yatırımların da % 71’i 2008 yılından sonra gerçekleştirildi. 2008 sonrasında yapılan toplam KÖİ projelerinin oranı da % 78’dir.

2001 yılından önceki projelerin oranı % 14’dür. (Değerli okur, 1990’larda yapılan projeler, son dönemde gerçekleştirilenlerin yanında masum kalır demiştim ya. İşte bu nedenle dedim).

Daha da önemlisi, bu sözleşmelerin % 64’ü 2008-2013 yılları arasında imzalandı (Yaklaşık 100 milyar dolar).

(Aramızda kalsın. Bu tespitleri yapabilmek için, bu sayıları bilmek gerekiyor).

AK Parti 2005 yılında İngiltere’den model alınan şehir hastaneleri kanunu çıkarttı. 2009 yılından itibaren aktif biçimde şehir hastaneleri ihalelerine çıkıldı.(Hatırlatayım. Şehir hastanelerinde verilen gelir garantisi 81 milyar dolardır).

Daha sonra, aynı yöntemle okul ve öğrenci yurdu yapmak için yasal düzenlemeler yapıldı.(Bildiğim kadarıyla, bu projelerde ihaleye çıkılmadı).

(İngiltere’nin bu yöntemle yaptığı projelerde neden ve nasıl başarısız olduğunu ve sonunda da bu yöntemi terk ettiğini daha önce yazmıştım).

https://www.karar.com/yazarlar/ugur-emek/sehir-hastanelerinin-mucidi-ingiltere-1590010

AK Parti hükümeti yabancı bankaların KÖİ projelerine kredi vermelerini kolaylaştırmak için 2013 yılında Borç Üstlenim Taahhüdü mekanizmasını geliştirdi. Bu mekanizma çerçevesinde; KÖİ sözleşmesinin fesih edilmesi durumunda, yurt dışından alınan krediyi Hazine ve Maliye Bakanlığı üstlenilmektedir. (Bakanlık verilerine göre Haziran 2021 itibariyle 17,2 milyar dolar borç üstlenim taahhüdü verildi).

2008-2013 dönemini seçme nedenimi de gelin anlatayım.

DÖVİZ KURLARI

Küresel krizden sonra Türkiye’ye çok para geldi. Artan döviz arzı da Türk Lirasını değerli hale getirdi demiştim ya.

Hah işte! Bunu yetkililerimiz de gördü. (Hatırlayın lütfen. 2008-2013 yılları arasında ortalama dolar kuru 1,62 TL idi).

Sanırım, yetkililerimiz bu devranın hep böyle süreceğini düşündüler. (Değerli okur, DPT eski Planlama Uzmanı olarak bir hatırlatmada bulunayım. Geleceğin çok özelliği vardır. Ancak, en büyük özelliği gelmesidir).

Akkuyu Nükleer Santrali, şehir hastaneleri ve ulaştırma sözleşmelerinde toplam 157 milyar dolar tutarında gelir garantisi verildi. Bunun yaklaşık 4 milyar dolarını ödedik. Hazır mısınız? 153 milyarı bekliyor. (Siz maaşınızı dolarla mı alıyordunuz?).

Dolar kuru 1 TL arttığında; asgari gelir garantisi borcu Türk Lirası cinsinden 153 milyar artıyor. (Bu da 54 milyon 160 bin net asgari ücret demektir).

ZARARIN BOYUTU?

Bu yazının yazıldığı günkü dolar kuru 8,56 TL.

2010’lı yıllardan bu yana TL dolar karşısında yaklaşık 6,94 TL değer kaybetti.

Kurdaki bu değer kaybı nedeniyle TL cinsinden artan gelir garantisi borçlarını da sizler hesaplayın lütfen. 6,94 ile 157 milyar doları çarpacaksınız.

Yine dayanamadım, işlemi yerinize ben yaptım.

1 trilyon 89 milyar TL’lik kur kaybı zararına şahit olacaksınız.

Ya da 386 milyon asgari ücrete.

İyi pazarlar.

Uğur Emek'in köşe yazılarını bu adresten takip edebilirsiniz

karar

Malatya'da vatandaşlara zamları sorduk....


  • 0
    SEVDİM
  • 0
    ALKIŞ
  • 0
    KOMİK
  • 0
    İNANILMAZ
  • 0
    ÜZGÜN
  • 0
    KIZGIN
5 kuruş çıkmayacak denilmişti.. Zafer Havalimanı için şok iddiaÖnceki Haber

5 kuruş çıkmayacak denilmişti.. Zafer Ha...

Bakan Koca: 'Yaklaşık 23 milyon kişi henüz aşı olmadı'Sonraki Haber

Bakan Koca: 'Yaklaşık 23 milyon kişi hen...

Yorum Yazın

Kaymakam Kazdal’dan okul denetimi
‘En İyi Narkotik Polisi Anne’
Güvenlik görevlilerine seminer
Uyuşturucuya sıkı takip
Tombalacılara baskın: 51 şahsa 136 bin ceza
Tetteh’den 5 maçta 3 gollük performans
Kaza yapıp kaçan sürücü yakalandı
İlkokul öğrencilerine kırtasiye desteği
Yeşilyurt Belediyesi'nden örnek davranış
Yeni Malatyaspor’dan 5 sezonun en kötü başlangıcı

Başka haber bulunmuyor!